KISSALAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KISSALAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2007 Çarşamba

GERÇEK TAHSİL



Sâmi Efendi Hazretleri, Daru'l-Fünûn Hukuk Fakültesi'ni yeni bitirmişti. Onun güzel hâlini ve tertemiz sîretini pek beğenen bir Allâh dostu:
"- Evlâdım, bu tahsîl de güzeldir ama, sen asıl tahsîli ikmâl etmeye bak. Seni irfân mektebine kaydedelim, orada da gönül ilimlerini ve âhiret sırlarını öğren." dedi.
Ardından ekledi:
"- Evlâdım, o mektebde nasıl eğitim yaparlar, ne öğretirler bilemem. Ama bildiğim bir şey var ki, bu tahsîlin ilk dersi incitmemek, son dersi de incinmemektir..."
HİSSE:
İncitmemek, nispeten kolaydır. Ama incinmemek elde değildir. Zîrâ o, bir gönül işidir. Dolayısıyla incinmemek, ancak fânîlerden gelen ve kalblere saplanan zehirli okların tesirsiz kalması ile mümkündür. Bu da, nefs tezkiyesi ve kalb tasfiyesinin kemâlindeki seviye nisbetindedir. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Tâif'te taşlanıp hakâret gördüğünde melekler:
"- Ey Allâh'ın Rasûlü! Dilersen şu iki dağı birbirine çarpıp buranın zâlim halkını helâk edelim." demişlerdi.
Ancak o âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan yüce Peygamber, meleklerin bu teklifini kabul etmediği gibi şefkat ve merhamet duyguları içerisinde mübârek yüzünü Tâif tarafına çevirdi ve ahâlisinin hidâyet bulmaları için duâ eyledi.
Bir Peygamber âşığı olan Hallâc-ı Mansûr da taşlanırken:
"- Allâh'ım! Bunlar bilmiyorlar, benden evvel onları affet!" diye duâ etmiştir.
Bu, gerçek tahsîl ile, yâni mânevî terbiye neticesinde elde edilen kalb-i selîme âit bir hâldir.
Ebu'l-Kâsım el-Hakîm'e, kalb-i selîmin sıfatlarını sorduklarında şunları söylemiştir:
"Kalb-i selîmin üç vasfı vardır:
Birincisi incitmeyen bir kalb,
İkincisi incinmeyen bir kalb,
Üçüncüsü de iyiliği Allâh'ın rızâsı için yapıp karşılığını beklemeyen bir kalb...
Zîrâ bir mümin, Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna, hiç kimseye eziyet etmeyince verâ ile; kalbini Rabbe yöneltip kimseden incinmeyince vefâ ile; yaptığı sâlih amellere herhangi bir fânîyi ortak etmeyince de ihlâs ile gelir..."
Şâir ne güzel söyler:
Cihân bâğında ey âşık budur maksûd-i ins ü cin;
Ne kimse senden incinsin ne sen bir kimseden incin!

(alinti)


15 Ekim 2007 Pazartesi

AYYAŞIN SONU



Herkesin birbirini tanıdığı küçük bir kasabada, bir ayyaş yaşıyordu Bütün gününü, gecelerinin çoğunu kasabanın meyhanesinde geçiriyordu Evini, işini, çoluk-çocuğunu çoktan unutmuştu Bu yüzden herkes kendisine antipati duyuyordu Kimse kendisiyle ne doğru dürüst konuşuyor, ne de selam alıp veriyordu Bu haldeyken günün birinde vakti saati doldu ve öldü Kendisine yaşarken duyulan hoşnutsuzluk ölümünden sonra bile sürdürüldü O kadar ki, namazını kılacak kimse çıkmadı Cenazesi ortada kaldı Adamın karısı kocasının ölüsünü bir küfeye koyup sırtına yüklendi ve gömmesi için o çevrede yaşayan ve iyilik severliği ile tanınan bir çobana götürdü Çoban bir çukur açıp adamı gömdü Ardından herkes "Cehennemi boylamıştır" diye dünüşünüyordu Aradan bir müddet geçti Beldenin ileri gelenlerin

den biri rüyasında ayyaş adamı cennette gördü "Adam canım rüyadır, rüyada herşey görülür" diye geçiştirdi Ama her gece aynı rüya tekrarlanıyordu Hemen imama gidip durumu açtı İmam da aynı rüyayı epeydir kendisinin de görmekte olduğunu söyledi Bunun üzerine akıllarına bu adamı gömen çobana gidip nasıl gömdüğünü, arka sından ne söylediğini sormak geldi Birlikte çobana gittiler Selam sabahtan sonra hemen konuya girdiler:

- Bir süre önce defnetmen için karısı tarafından sana bir cenaze getirildi Sen onu nasıl gömdün? Gömerken ne dedin?

- Valla merakınızı anlamıyorum Biliyorsunuz ben cahil biriyim Bir çukur açtım, adamı koyup üstünü kapatıverdim

- Peki bu sırada hiç birşey söylemedin mi? Bir dua falan?

- Ben pek dua mua bilmem Yalnız şunu söyledim:

"Rabbim, şimdiye kadar sen bana birçok misafir gönderdin Allah misafiriyiz diye bana gele ni senin rızan için ağırlamaya memnun etmeye çalıştım Kırk yılda bir, bir misafir de ben sana gönderiyorum Sen de onu şanına uygun bir şekilde ağırla"
(alinti)

8 Ekim 2007 Pazartesi

7 Ekim 2007 Pazar

KADIR GECENIZ KUTLU OLSUN:

Hz. Aise (r.ah) söyle anlatiyor: “Ey Allah’in Resulü! Kadir gecesine rastlarsam nasil dua edeyim? diye sordum. Resulüllah (s.a.v):

“Allahümme inneke afüvvün tühibbü’l-afve fa’fu annî (Allah’im sen çok affedicisin, affi seversin, beni affet)” diye dua et, buyurdu (Tecrîd-i Sarih Tercemesi, VI, 314).
Açılır bağ ile bostan
Mübarek Kadir gecesi
Salınır hur ile gılman
Mübarek Kadir gecesi

Eyleyelim ah ile vah
Yine eriştire Allah
Afv olur çok günah
Mübarek Kadir gecesi

Olundu aleme müjde
Getirir alemi vecde
Ağaçlar ediyor secde
Mübarek Kadir gecesi

Gökler kapısı açılır
Aleme rahmet saçılır
Hulle donları biçilir
Mübarek Kadir gecesi

Bu gece hürmetli olur
Müminlere kutlu olur
Acı sular tatlı olur
Mübarek Kadir gecesi

Makbuldür cümle dilekler
Zemine iner melekler
Çarha girer hep felekler
Mübarek Kadir gecesi

Cümle alem mesrur olur
Hep günahlar mağfur olur
Cümle yer gök pür nur olur
Mübarek Kadir gecesi

Terk edip hab-ı gafleti
Edelim Hakk'a taati
Kulun makbuldür haceti
Mübarek Kadir gecesi

Ne layıkdır naim olmak
Güle güle saim olmak
Çok sevapdır kaim olmak
Mübarek Kadir gecesi

Hakk'a gönül bağlayalım
Ciğerimiz dağlayalım
Sabaha dek ağlayalım
Mübarek Kadir gecesi

Afv olur cürm ü hatalar
Hakk'ın emrini tutalar
Bekçiye olsun atalar
Mübarek Kadir gecesi

(alinti)

Kadir gecesi

2 Ekim 2007 Salı

40 SENE NAFİLE ORUÇ



40 sene üç ayların tamamında nafile oruç tutan bir zat, bir gün bir alışveriş kuyruğunda bulunur. Dışarıdan gelen bir kişi, kuyruğa girmeden alış veriş yapmak ister ve bunda israr eder. O kadar israr eder ki, kuyrukta bulunanların sabrını taşırır.

-"Neden acele ediyorsun? diye sorarlar. O da der ki,

- "Bu gün nafile oruç tutmuştum. iftar yaklaştı. Onun için acele ediyorum" deyince kuyrukta bulunan ve 40 senedir nafile oruç tutup kimseye söylemeyen adam dayanamadı:

-"Be adam, ben kırk senedir nafile oruç tutuyorum; gene de senin bu yaptığını yapmıyorum" deyince o adam:

-” Ben de 40 senedir sana bunu bir türlü söyletemiyordum. Nihayet söylettim. Ben Şeytanım" diyerek oradan uzaklaşır.
(ALINTI)